0 yorum var - 17 Haziran 2008 23:46
bekir coşkunun yazısı, çok beğendim. Doğal olarak direk kopyala yapıştır :)
Çevreci boru...
ALT yazıda "çevreci boru" anonsunu görünce durup uzun uzun baktım çevreci boruya.
Televizyonlarda "çevreci pencere" reklamları da var.
Çevreci yakıt...
Çevreci bina...
Çevreci kapı...
Çevreci buzdolabı...
Çevreci deterjan...
Çevreci otomobil...
Sadece "çevreci adam" yok.
*
Gerçi Çevre Bakanı "Ben çevreciyim" dediğinde, Çevre Bakanı'nın "çevreci" olduğunu duyan muhabirler bunu merkezlere bildirmek üzere hep birlikte koştular.
Hiç "Çevreci" Çevre Bakanı göreniniz var mı?..
Yok...
Tezgáhındaki afişe göre "çevreci terlik" satana ise sormuştu bizim çocuklar:
"Bunun çevreciliği nasıl yani?.."
"Giyip gidiyorsun..."
"Nereye?..."
"Çevreye..."
*
Boruların, deterjanların, pencerelerin, benzinin, terliklerin, buzdolaplarının "çevreci" olduğu... Ama çevre bakanlarının "çevreci" olmadığı bir yerdir burası.
Çevreci bir tek devlet adamı, bir tek vali, bir tek kaymakam, bir tek belediye başkanı gören olmadı.
Ama boru çevreci...
Bu yüzden çevrenin tahrip edilmesi, bozulması ve kirletilmesinde Türkiye dünya sıralamasında -Afrika ülkelerini de geride bırakarak- birincidir, birinci...
Bu birincilik; siyasetçi-bürokrat-yağmacı işadamı üçlüsünün gücünden gelir.
Bu üçü el ele verdiğinde; bir ormanın, bir koyun, bir yeşil alanın kurtulması olanaksızdır.
Nitekim tüm çevre-doğa yağmalarına dönüp bir bakın; işin içinde mutlaka o üçlü vardır; hırsız siyasetçi-rüşvetçi bürokrat-yağmacı işadamı...
İşte böyle bitirdiler çevreyi.
Ama boru; çevreci...
0 yorum var - 16 Haziran 2008 01:18
ne maçtı yaaaa... herşey bitti sevindik sesimiz kısıldı vs... süperdi :) neye takıldım.. maç sonunda nihatla reportaj yapıyorlar. adam bir güzel cümleler kurdu... fatih terimin 10 katı, spikerin 20 katı daha güzel kelimeler, cümleler... içten... süperdi içim kıpır kıpır oldu zaten sevinçliyim gazım..
bugün otobüste 4 liseli genç kız gördüm, 4 arkadaş, hepsinde lise kıyafetleri altında converse, beyaz... saç kesimleri aynı, cümle kurarken seçtikleri kelimeler aynı... üzüldüm
Voilà! In view, a humble vaudevillian veteran cast vicariously as both victim and villain by the vicissitudes of fate. This visage, no mere veneer of vanity is a vestige of the vox populi, now vacant, vanished. However, this valorous visitation of a by gone vexation stands vivified and has vowed to vanquish these venal|and virulent vermin vanguarding vice... and vouchsafing the violently vicious and voracious violation of volition. The only verdict is vengeance, a vendetta held as a votive not in vain,|for the value and veracity of such shall one day vindicate the vigilant and the virtuous. Verily, this vichyssoise of verbiage|veers most verbose. So let me simply add that it's|my very good honor to meet you... and you may call me V.
Merry Christmas.
That's what people say at Christmas, right? Except normally they have someone to say it to. They have friends and family, And they haven't been crouched naked under a Christmas tree with a needle in their arm like an insane person in a mansion in Van Nuys. They're not out of their minds, they're not writing in a diary, And they're definitely not watching their holiday spirit coagulate in a spoon. I didn't speak to a single person today. I figured why should I ruin their fucking Christmas.
I've started a new diary and this time I have a few new reasons. One, I have no friends left. Two, so I can read back and remember what I did the day before. And three, so if I die, at least I leave a nice little suicide note of my life.
It's just me and you, diary. Welcome to my fucked up life.
Nobody would believe the shit that happens in my head, it's haunted. Now that I've come down from the drugs it seems like a sick play that I saw in a theater somewhere. Thirty minutes ago, I could've killed someone. Or better yet, myself.
( Dinleyince daha etkili :)
Bir ormanda iki kişi ağaç kesiyormuş. Birinci adam sabahları erkenden kalkıyor, ağaç kesmeye başlıyormuş, bir ağaç devrilirken hemen diğerine geçiyormuş. Gün boyu ne dinleniyor ne öğle yemeği için kendine vakit ayırıyormuş. Akşamları da arkadaşından bir kaç saat sonra ağaç kesmeyi bırakıyormuş. İkinci adam ise arada bir dinleniyor ve hava kararmaya başladığında eve dönüyormuş. Bir hafta boyunca bu tempoda çalıştıktan sonra ne kadar ağaç kestiklerini saymaya başlamışlar. Sonuçta ikinci adam çok daha fazla ağaç kesmiş. Birinci adam öfkelenmiş -Bu nasıl olabilir? Ben daha çok çalıştım. Senden daha erken işe başladım, senden daha geç bitirdim. Ama sen daha fazla ağaç kestin. Bu işin sırrı ne? İkinci adam yüzünde tebessümle yanıt vermiş ; - Ortada bir sır yok. Sen durmaksızın çalışırken ben arada bir dinlenip baltamı biliyordum. Keskin baltayla, daha az çabayla daha çok ağaç kesilir. Kendimizi geliştirmek, baltamızı bilemektir. Kendimize zaman ayırıp, yaşamımızı objektif bir bakışla gözden geçirmektir. Zayıf bulduğumuz alanlarımızı geliştirmek için çaba göstermektir. Bu zihnimizin, ruhumuzun karakterimizin güçlenmesi için olmazsa olmaz bir koşuldur.
Mountains. Heavy are the mountains, but that changes over time. Sky... Blue sky. What your eyes can't see. What your eyes can see. Sun...There is only one. Water... Comforting. Commander Ikari? Flower... So many alike. So many useless. Sky... Red, red sky. Red is the color. Red is the color I hate. Water flowing. Blood... The smell of blood. A woman who never bleeds. From the red earth comes man, from the soil. Born of man and woman is Man. Town... A human creation. Eva... A human creation as well. What is a human? A creation of God? Is it a human creation? The things I possess are my life and soul. I am a vessel for my heart. Entry Plug, the throne for a soul. Who is this? This is me. Who am I? What am I? What am I? What am I? What am I? I am myself. This, that which is, is myself. That which is formed is me. This is the me that can be seen, yet feels as if this is not myself. A strange feeling. I feel as if my body is melting. I can no longer see myself. My shape is fading. I feel the presence of someone who is not me. Who is there, beyond me here? Ikari? I know this person. She is Captain Katsuragi. Doctor Akagi... Others... Classmates... The pilot of Unit 02. Commander Ikari? Who are you? Who are you? Who are you?
Kuzenim Mert 11 yaşında, deli gibi bilgisayar düşkünü bir çocuk. Tipik o yaştaki çocuklar gibi de gayet afacan.. Olayı anlatayım; Bu ders çalışırken teyzemin dışarı çıkması icap etmiş, tabi Mert'in de teyzemin dış kapıyı kapar kapamaz bilgisayarı açacağını biliyor. "Oğlum" demiş, "ben 3-4 saate gelirim o zamana ödevlerini bitir. Bitirdikten sonra bilgisayarı açarsın." Sonda düşünmüş ben çıkarken şalteri attırayım elektrikleri gitti sansın, bilgisayar oynamasın (bu olay gündüz oluyor). Teyzem gitmiş gelmiş, kapıda bir not ; "Ben dolaşmaya çıkıyorum. Çok sıkıldım. Elektrikler yok. Karagözlü ve yakışıklı oğlunuz."
|
08.04.1982 doğumlu, 26 yaşında. Yazılımcı olarak çalışıyor.
|
|
|